Kayıtlar

Boş Bank

​"Uyuyakalmışım." Mesajı görünce kızmaktansa rahat etti sanki. Bir durak sonra indi otobüsten. Güneş kızarmaktaydı. ​Biraz yürüdü. Ateş topu bulutların ardında kaybolduğunda boş bir bank buldu. Herkesin ortasında ama sakin. Yürürken zihninde akan sesler, oturunca duruverdi. Sadece deniz kokusu, tekrar bulutlardan sıyrılan güneş ve kulaklığında tıngırdayan gitar vardı. ​İnsanlar, köpekler, kuşlar geçti. O sabitti. Görüyor ama düşünmüyordu. Telefonu titrediğinde kırmızılığın çoktan geçtiğini fark etti. ​"Gelmedin mi? Rezervasyonumuz iptal olmuş." ​"Uyumuşum. Şimdi kendime geldim." dedi. Aslında pek de yalan söylemiyordu. "Sonra konuşalım," deyip telefonu kapadı. Artık konuşulması gerekenleri çoktan biliyordu.

Tekerleme

Gece gelen telefon onu bir kalp çarpıntısıyla uyandırdı. Kendine gelip açana kadar telefon kapandı. Saate baktı. Tahmin ettiği kadar geç değildi. Uykuya yeni dalmıştı. ​Bir nefes aldı. Aramaya geri döndü. Duyduğu haber karşısında içinde sanki hiçbir şey olmadı. Sakince telefonu kapattı. Bir bardak su içti. Sakinliğine yakışmayacak bir süre uyuyamadı. Mırıl mırıl aynı tekerlemeyi tekrarlıyordu: ​ Kuzu kuzu me Bin tepeme Hadi gidelim Hacı dedeme

Sibirya

eller, benden uzakta, Sibirya'da diyor Dino o kadar değil, çok daha uzakta bilmiyor, soğuk gecelerde onları kimin ısıttığını ben biliyorum

Bir Paket Şeker ve Bir Sigara

Köy kahvesine girip sorduğunda onu anlayan bir kişi çıktı. Garip bir şive ve iyi kötü birkaç kelimeyle müzik sesine doğru gitmesi gerektiğini söyledi. Bugün düğün varmış. Zaten aradığı herkes orada olacakmış. ​Yaklaştıkça bu kadar sesten kimse rahatsız olmuyor mu diye düşündü. Bahçe kapısından girdiğinde gördüğü kalabalık sorusuna cevap oldu. Rahatsız olabilecek kimse kalmamıştı; kahvedekiler hariç herkes zaten evin bahçesindeydi. Karşılama için dizilenlere doğru yürürken içinden düşündü: "Kız tarafı mı erkek tarafı mı?" Cevap yoktu. O yaklaştıkça kapıda dizilenler de belli belirsiz birbirine baktı. Sonunda en baştaki güleç yüzlü ama heyecanını çok belli eden adamdan yana kullandı tercihini. Kim olduğunu ve nereden geldiğini söyledi. Zaten dillerini bundan biraz fazlasını anlatmaya yetecek kadar biliyordu. ​Adam yıllar önce kaybettiği bir şeyi bulmuş kadar mutlu oldu. Hemen yanındakilere bir şeyler söyledi. Sarıldılar, öpüştüler. Hepsi bir şeyler söylüyor ama o anlamıyordu. D...

Okeye Dördüncü Aranıyor

Hikmet, torununun bilgisayarda hazırladığı yazıyı kahvehanenin duvarına astı: "Okeye dördüncü aranıyor. 1. ve 2. sınıf oyuncuların başvurması rica olunur." — Hikmet Abi, ölmüş diyorlar doğru mu?  — Yaşlı başlı adam... Oğlunun peşine takıldı gitti. Bu yaştan sonra kolay mı o işler? Eve yerleşemeden göçmüş gitmiş diye söyledi oğlu. Cenazesine de gidemedik. Böyle ani olunca bir süre yerine başkasını da alamadık ama artık vakti geldi. Yerine otururken sıcak çayı da masasına geldi. Kahvehanenin en üst klasman masasının en eski üyesiydi. Cahit'in taşınma ihtimali ortaya çıktığından beri kenarda köşede hal hatır soranlar, aslında masanın akıbetini yokluyordu. Yine de üçü birden adil bir seçim yapmadan risk almak istememişlerdi. Tam hazırlıklara başlayacakları sırada Cahit'in ölüm haberi gelmişti. Çok üzüldüklerini söylemek yalan olurdu; yıllarını aynı masada geçirseler de ilişkileri profesyonel düzeydeydi. Onlar mahallenin en iyi okey masasıydı. Başka masadan biri taşları di...

Son Taşıma

Birbirlerine bakarak abdestlerini aldılar. Birinin unuttuğunu diğeri tamamladı. Bu sırada mahallenin bu tanıdık simalarını cami avlusunda her gören bir daha bakıyordu. Hoparlörlerden müezzinin sesi duyuldu; vakit gelmişti. Cemil kısık sesle, “Gelmişken namazı da mı kılsak?” diye mırıldandı. Hakan daha önce olanları düşündü, sonra lafı uzatmadan, “Ben bu imamın arkasında namaz kılmam,” dedi. Mevtanın oğlu bu sözle gerildi: “Abi kılmayacak mısın?” Hakan rahattı: “Cenaze namazını o kıldırmıyor, merak etme.” Bir süre geçti. Cemaat yavaş yavaş camiden çıktı. Başka zaman olsa avludaki tabutu görenler safa dururdu. Ama bu kez bu üçlü ve yanlarındaki tanımadıkları adama bakanlar, dua bile etmeden hızlı adımlarla avluyu terk ettiler. Cemaat tabutun önünde sıraya dizildi. İmam geldi, beklediği kalabalığı bulamamanın şaşkınlığını çabucak üzerinden attı. Birkaç ayet ve hadisle kısa ama içten bir konuşma yaptı. Hakan her cümlede başıyla onu onayladı. Cemil arada Hakan’a uyup başını sallasa da kulağ...

Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?

Gözlerini açtığında başı müthiş derecede ağrıyordu. Dizlerinin üzerindeydi, elleri ise yüksek bir yere bağlanmıştı. Karşısında, köşedeki sandalyeye oturmuş bir adam ona bakıyordu. Gözünü belli belirsiz aralaması bile diğerine yetti; kendine geldiğini anlamıştı. “Konuşacak mısın oğlum?” dedi adam. Bağlı olan kısık bir sesle, “Ne istiyorsun benden, ne olur beni…” diye yalvarmaya başlamıştı ki “Kes. Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye bağırdı diğeri. “Bilmiyorum. Benim böyle taraklarda bezim yok, böyle insanlar tanımam. Bırak beni,” dedi titreyerek. Yüzüne sağlam bir tokat indi. “Kimmiş böyle insanlar? Kimiz ulan biz?” “Abi ben kaçırılacak bir şey yapmadım. Önemli kimseyi de tanımıyorum,” diye karşılık verdi. “Oğlum kıvırma lan. Kimiz biz?” “Bilmiyorum abi, vurma artık nolur.” Adam silahını çekip üzerine doğru yürüdü. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun lan?” Bağlı olan gözlerini kapatarak, “Bilmiyorum abi, nolur. Kimsin?” dedi. Bir anda durakaldı. Etrafına baktı, elindeki silah...