Kayıtlar

aydınlıkta etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Otobüs Yolculuğu

Yeni dinmiş yağmurun ardından uçaktan iniyorum. Rotam çoktan belli, buradan sonra ne yapacağımı adım adım biliyorum. Durağa ilk gelen ben değilim. Birkaç kişi daha geldikten sonra kel bir adam bize doğru geliyor. Rus aksanını andıran ama daha yumuşak bir tonda konuşuyor: "Don't wait for the bus, I have a minivan. Same price." En iyi ihtimalle korsan taksi olan bu adamın davetine icabet etmek bir yana, kimse cevap bile vermiyor. Adam bu sefer biraz daha yaklaşıyor. Sıranın başındaki kadından istediği cevabı alamayınca bozulmuş olacak ki tekrar uzaklaşırken bağırıyor: "Bus is not free you idiot! Idiots waiting for the bus." Telefonunu çıkarıp görüntülü konuştuğu kişiye biraz bizden bahsediyor. Ses tonundan, "çetnik" kelimesinden ve her gittiğim ülkede ilk öğrendiğim o önemli sözcüklerden ne kadar sinirli olduğunu anlayabiliyorum. Gruptaki başı örtülü bir kadın, konuşmak için sıranın başındakine doğru gidince adam tekrar geliyor: "Don't talk to h...

Boş Bank

​"Uyuyakalmışım." Mesajı görünce kızmaktansa rahat etti sanki. Bir durak sonra indi otobüsten. Güneş kızarmaktaydı. ​Biraz yürüdü. Ateş topu bulutların ardında kaybolduğunda boş bir bank buldu. Herkesin ortasında ama sakin. Yürürken zihninde akan sesler, oturunca duruverdi. Sadece deniz kokusu, tekrar bulutlardan sıyrılan güneş ve kulaklığında tıngırdayan gitar vardı. ​İnsanlar, köpekler, kuşlar geçti. O sabitti. Görüyor ama düşünmüyordu. Telefonu titrediğinde kırmızılığın çoktan geçtiğini fark etti. ​"Gelmedin mi? Rezervasyonumuz iptal olmuş." ​"Uyumuşum. Şimdi kendime geldim." dedi. Aslında pek de yalan söylemiyordu. "Sonra konuşalım," deyip telefonu kapadı. Artık konuşulması gerekenleri çoktan biliyordu.

Bir Paket Şeker ve Bir Sigara

Köy kahvesine girip sorduğunda onu anlayan bir kişi çıktı. Garip bir şive ve iyi kötü birkaç kelimeyle müzik sesine doğru gitmesi gerektiğini söyledi. Bugün düğün varmış. Zaten aradığı herkes orada olacakmış. ​Yaklaştıkça bu kadar sesten kimse rahatsız olmuyor mu diye düşündü. Bahçe kapısından girdiğinde gördüğü kalabalık sorusuna cevap oldu. Rahatsız olabilecek kimse kalmamıştı; kahvedekiler hariç herkes zaten evin bahçesindeydi. Karşılama için dizilenlere doğru yürürken içinden düşündü: "Kız tarafı mı erkek tarafı mı?" Cevap yoktu. O yaklaştıkça kapıda dizilenler de belli belirsiz birbirine baktı. Sonunda en baştaki güleç yüzlü ama heyecanını çok belli eden adamdan yana kullandı tercihini. Kim olduğunu ve nereden geldiğini söyledi. Zaten dillerini bundan biraz fazlasını anlatmaya yetecek kadar biliyordu. ​Adam yıllar önce kaybettiği bir şeyi bulmuş kadar mutlu oldu. Hemen yanındakilere bir şeyler söyledi. Sarıldılar, öpüştüler. Hepsi bir şeyler söylüyor ama o anlamıyordu. D...

Okeye Dördüncü Aranıyor

Hikmet, torununun bilgisayarda hazırladığı yazıyı kahvehanenin duvarına astı: "Okeye dördüncü aranıyor. 1. ve 2. sınıf oyuncuların başvurması rica olunur." — Hikmet Abi, ölmüş diyorlar doğru mu?  — Yaşlı başlı adam... Oğlunun peşine takıldı gitti. Bu yaştan sonra kolay mı o işler? Eve yerleşemeden göçmüş gitmiş diye söyledi oğlu. Cenazesine de gidemedik. Böyle ani olunca bir süre yerine başkasını da alamadık ama artık vakti geldi. Yerine otururken sıcak çayı da masasına geldi. Kahvehanenin en üst klasman masasının en eski üyesiydi. Cahit'in taşınma ihtimali ortaya çıktığından beri kenarda köşede hal hatır soranlar, aslında masanın akıbetini yokluyordu. Yine de üçü birden adil bir seçim yapmadan risk almak istememişlerdi. Tam hazırlıklara başlayacakları sırada Cahit'in ölüm haberi gelmişti. Çok üzüldüklerini söylemek yalan olurdu; yıllarını aynı masada geçirseler de ilişkileri profesyonel düzeydeydi. Onlar mahallenin en iyi okey masasıydı. Başka masadan biri taşları di...

Taşıma İşi

  Hakan elini havaya kaldırıp üç işareti yaptı. Kahveci iç çekip olur anlamında başını salladı ve içeri girdi. Sıcak çaylar gelmeden Hakan bir sigara yaktı, paketi Melik ve Cemil’e uzattı. Cemil bir de kulak arkası aldı. Kahveci çayları getirdi; borcunu istemeyi bırakalı çok olmuştu. Saçı başı dağılmış, gözlerinin altı şiş bir genç adam kahvenin önüne geldi. Sıcak çayları yeni gelmiş bu masaya gözünü dikti. “Abi bana yardım eder misiniz?” dedi. Büyük ihtimalle hepsinden, Melik’ten de büyük olan bu adamın “abi” demesi Hakan’ı mutlu etti. “Buyur kardeşim,” dedi Hakan. “Abi bir duruma düştük. Babamla üç adama ihtiyacımız var. Siz yardımcı olur musunuz?” Cemil sigarasını yakarken dumanı üfledi: “Neye lazım üç adam, birader?” “Çok bir iş yok abi. Bir taşıma işi var. Arka sokaktayız. Biraz bekleteceğim sizi. Sonra taşımaya yardım ederseniz sizden başka bir isteğim yok.” Hakan düşündü. “Oradan hamal gibi mi duruyoruz?” “Estağfurullah abi. Biraz acil bir konu. Kahvede ilk sizi gördüm, sizd...

Parçalanmış Hissettiğinde

Gezip dolaşmak istersek dünya yeterince büyük. Öte yandan, gezip dolaşmak için dünya çok büyük. Ömrümüzü harcasak bile göremediğimiz, bilemediğimiz çok şey geride kalacak. Bir sahil gibi—yaklaştıkça büyüyen dünya—sonlu görünse de, merceğimizi değiştirdiğimiz ölçüde sonsuz. Buna karşın, hayatımız yeterince şanslıysak, bilmediğimiz bir noktada tükeniverecek bir kaynak. Sonlu bir kaynağı sonsuz bir işe harcamak akıl işi gibi görünmüyor. Mesele gidilen ülkelerin çetelesini tutmak değil. Ülkelerin sayısı arttıkça şehir şehir yanlarına tik atmak, fotoğrafları gruplamak, anıları arşivlemek de değil. Gittiğimiz her yerde bizden olan, fark edilmemizi bekleyen bir parça var. Bu parçanın ne olduğunu bulmak yine bize düşüyor. Yine de bir yolculuğun amacı eksik bir şeyi bulmak olmamalı. Eksik olanı tamamlamak için yapılan her yolculuk, resimde yeni boşluklar bırakarak tamamlanacak. Daha fazla yere gittikçe hem oraya hem kendimize daha yabancı hissedeceğiz. Boşlukları doldurmak bir görev haline geld...

Takip

— Hakan? Meydanın karşısında o tanıdık yüzü gördüğünde kendini tutamayıp dışından da söyledi. Bu kadar yıla rağmen hiç değişmemiş olduğuna oldukça şaşırdı. Saçları ağarmış, yüzü kırışmıştı ama yürüyüşü... o hâlâ aynıydı. Meydanın kalabalığı, arabaların gürültüsü... seslense de duyamazdı zaten. Gençliklerindeki gibi renkli giyinmesi işini kolaylaştırdı. Bayağı ardında olsa da kalabalık içinde onu kolayca takip edebiliyordu. Cebindeki paketi yokladı.   — Aynı yaştayız ama onun ciğerler sağlam tabii. Soluklanmak için bir anlık durduğunda yerin altına inen merdivenlere gözü takıldı. Şimdi kepenkleri kapalı, büyük ihtimalle depo olarak kullanılan bu dükkânda bilardo oynadıkları günleri hatırladı. Köşedeki masa, duvardaki sararmış afiş, kaybedilen maçlar...   Zaten o günler hep kısa sürmüştü. Gözden kaybetmeden takibe devam etmeliydi.   Ama ya o değilse? Yürüyüşü aynıydı. Renkli gömlek de ama... Önde giden dönmeden köşede biraz duraksadı. Bu vakti arayı biraz dah...

Büyük Haber

Çalmaktan yorulduğu kapıyı ardında bıraktı ve kendini sokağa attı. O evin çevresindeki bilmem kaçıncı turunu atarken kadın çoktan hıçkıra hıçkıra uykuya dalmıştı. Sokaklardaki bir yanıp bir sönen lambaların alacakaranlığında gidebileceği ikinci yere doğru yola koyuldu. Bu sefer bir şeylerin sona erdiğine emin gibiydi. Neyin sona erdiğini öğrenmesine biraz daha vardı. Adam yola koyulduğunda genç spiker küçük masasında yarı uyur nöbetini tutuyordu. Kapıdaki güvenlikler ve birkaç görevli dışında kanal binasında kimse kalmamıştı. Genelde böyle olurdu. Herkes sabah yayın saati yaklaşırken gelirdi. Her şey zaten sürekli yerli yerindeydi. Sabahları onları izleyen de pek yoktu. Tatlı uykusunun ortasında yan masadaki telefon çalmaya başladı. Apar topar kendine gelmeye çalıştı. Susmadan açmayı başardı. — Spiker sen misin? — Efendim, ben sabah haberlerini sunuyorum. Kiminle görüşüyorum acaba? — Gerçek spikere nasıl ulaşabilirim? — Bir notunuz varsa ben alabilirim. Kiminle görüşüyorum?  — Devl...

Yolun Başında

Uzun zamandır konuşacağım bir yer arıyordum. Fark ettim ki, konuşmadan önce dinlemek gerek. Ama konuşmak için ille de bir dinleyene ihtiyaç yok. Artık dinlenmek için değil, konuşmak istediğim için konuşuyorum. Bu yüzden var “Yolun Aydınlık Tarafı.” İçimden geçenler ve dışarıdan duymak istediklerim burada olacak. Ne söylenmesi gerekiyorsa burada olacak. Bu sadece benim sesim değil artık. Eğer sen de buradaysan demek ki yolun bir yerinde karşılaştık. Yol daha çok başında. Ama ilk adımlar sessiz de olsa, hep güçlüdür.