Okeye Dördüncü Aranıyor
Hikmet, torununun bilgisayarda hazırladığı yazıyı kahvehanenin duvarına astı: "Okeye dördüncü aranıyor. 1. ve 2. sınıf oyuncuların başvurması rica olunur."
— Hikmet Abi, ölmüş diyorlar doğru mu?
— Yaşlı başlı adam... Oğlunun peşine takıldı gitti. Bu yaştan sonra kolay mı o işler? Eve yerleşemeden göçmüş gitmiş diye söyledi oğlu. Cenazesine de gidemedik. Böyle ani olunca bir süre yerine başkasını da alamadık ama artık vakti geldi.
Yerine otururken sıcak çayı da masasına geldi. Kahvehanenin en üst klasman masasının en eski üyesiydi. Cahit'in taşınma ihtimali ortaya çıktığından beri kenarda köşede hal hatır soranlar, aslında masanın akıbetini yokluyordu. Yine de üçü birden adil bir seçim yapmadan risk almak istememişlerdi. Tam hazırlıklara başlayacakları sırada Cahit'in ölüm haberi gelmişti. Çok üzüldüklerini söylemek yalan olurdu; yıllarını aynı masada geçirseler de ilişkileri profesyonel düzeydeydi. Onlar mahallenin en iyi okey masasıydı.
Başka masadan biri taşları dizerken sordu:
— Hikmet Bey, başvuruları kime yapacağız?
— Benim torun böyle bir kağıt yaptı, masada duruyor. Başvurmak isteyenler adını yazsın. Ama sadece 1. ve 2. sınıf başvuruları kabul ediyoruz.
Adam bozulsa da ses etmedi. "Sanki diğer masadakiler düzenini bozup size gelecekler" diye geçirdi içinden. Hikmet çayını bitirdi. Yandaki masaya oturmayı düşünse de bunun masanın ağırlığına yakışmayacağını hissetti.
— Dört gibi geleceğiz. Sonrasında başvuru almıyoruz, değerlendirmeye başlayacağız.
Bu sözleri kahveciye söylese de amacı herkese duyurmaktı. Hikmet'in çıkışının ardından kahvedekiler birer ikişer boş masayı ziyarete başladı. Bütün kahvede koşulları sağlayan sadece 16 kişi vardı. Hikmet de torununa 16 satırlık bir tablo hazırlatmıştı; boş işlere vakitleri yoktu.
Cevat yine de şansını denemek istedi. 1. ve 2. Sınıf yazan kutucuklara baktı, 2'yi "3" yapıp yanına bir çarpı koydu. Birinci sınıf masalardan kimse ismini yazmaya cesaret edememişti. Kerim Bey mesela, masasından memnun değildi ama tepki çekip kovulmaktan korkuyordu. Bu yaştan sonra 2. sınıf bir masaya dönemezdi. Sonunda; bir masanın bütün üyeleri, bir masadan bir çift ve son zamanların "yükselen değeri" Çolak Emin adını yazdı. Bir yıl içinde 4. sınıftan buralara kadar gelmişti. Başından geçenleri anlatmayı sevmediği için adı "Çolak"a çıkmıştı, o da bunu kabullenmişti.
Kerim Bey çalan telefonunu açmak için kahvenin önüne çıktı.
— Buyurun.
— Kerim Bey, o masadan memnun olmadığını biliyoruz. Katılmanız için bir saatiniz daha var.
— Böyle bir şey yok, ben masamda gayet mutl...
Telefon kapandı. Kerim Bey'in içine kurt düşmüştü bile.
Saat dört olmadan Hikmet Bey geldi. "Çay istemez, bana bir Türk kahvesi ver." Ardından Cafer geldi, "Bir tane de bana, şekerli." En sona Murat kalmıştı. Masada en çok o üzülüyordu; masadaki eşini kaybetmek, yerine kimin geleceğini bilememek zordu. Kahvede taş sesleri ve fısıltılar durmuş, herkes ne olacağını bekliyordu. Hikmet kahvesinden son yudumu alıp ayağa kalktı.
— Evet beyler. Başvurular sona ermiştir. Murat'çığım, listeye bir bak bakalım usulsüz bir durum var mı?
"Çığım" hitabına bozulan Murat, hızlıca 1. sınıf kutucuğunu aradı. Yoktu. "Hikmet korkağını telefon da ikna etmedi demek," diye düşündü. Gözü, şansını zorlayan Cevat’a takıldı; parmağıyla ismini gösterince masadakiler gülüştü. Cevat, bu sessiz alayın kendine olduğunu anlamıştı. O sırada yan masadan bir homurtu yükseldi: "Demek telefonla aramakla olmuyormuş, bu da size ders olsun." Murat kıpkırmızı oldu; neyse ki masadakiler ne dendiğini tam anlamamıştı.
— 6 başarılı başvurumuz var. Bir arkadaşımızı koşulları sağlamadığı için değerlendirmeye alamıyoruz. Birazdan 3 kişiyi mülakat için masaya davet edeceğiz. İsminiz okunduğunda buraya gelmeniz gerekiyor.
Her biri birer aday seçecekler ve mülakat yapacaklardı. Sonrasında eşi seçileceği için Murat'ın 2, diğerlerinin bir oy hakkıyla masanın yeni üyesi seçilmiş olacaktı. Eleme aşaması beklediklerinden daha kolay oldu. Murat hemen Çolak Emin'i seçti. En ideal eş o görünüyordu. Beraber bu masada da güzel işler çıkarabilirlerdi. Hikmet Bey ve Cafer aynı masadan beraber başvuran Ali ve Celal'i seçtiler. Bu çiftin iyi olduğunu kahvede duymuşlardı. Hangisi daha iyiyse ikisi de oyunu ondan yana kullanacaklardı. Murat nefesini tutmuş kahve ahalisine bu şanslı üç kişiyi ilan etti.
— Öncelik belirtmeden alfabetik sırayla şu üç arkadaşımızı mülakatlar için davet ediyoruz: Ali, Celal ve Emin. Çolak Emin.
Üç aday da şu koşullarla değerlendirildiler: yancılara karşı tutum, eşe karşı tutum, masaya karşı tutum, iddialar ve ödüller, tatil davranışları, kahve kültürü ve bu masada olmayı isteme motivasyonları.
Ali yancılara karşı mesafesi nedeniyle eksi puanları hanesine yazdırdı. Arada bir yancılara çay ısmarlamak hele bu düzeyde bir oyuncunun şanı olarak görülmeliydi. Alt sınıflara uygun bu yaklaşım masadakileri Ali'den uzaklaştırdı. Öte yandan iddialar ve masaya karşı tutum konusundaki bonkörlüğü kafalarını karıştırmaya yetmişti. Celal kahve kültürü konusunda en deneyimli olandı. Gençliğinde uzun bir süre bir iş hanında çay ocağında çalışmış, çekirdekten yetişmişti. Onun kusuru yılda birkaç kez oğlunun yanına yaptığı ziyaretler oldu. Bu tip uzun süreli ayrılıklar masayla beraber planlanmalıydı. Çolak Emin askeri nezaket ve terbiyesiyle masadakileri oldukça etkiledi. Bütün koşulları asgari düzeyde sağlayabildiği apaçıktı. Hikmet'in ona itirazı çok daha farklı bir nedenle olacaktı.
Mülakatlar tamamlandıktan sonra değerlendirme aşaması için masadakiler yalnız kalmak istediler. Murat hemen sözü aldı:
— Ali ve Celal her ne kadar koşullarda büyük ölçüde, hatta bazı koşullarda üst düzey başarı gösterseler de sanırım ikisinin de eksiklerini görebiliyorsunuzdur. Biz Celal Bey aile saadeti yaşasın diye burada boş boş oturacak mıyız?
Cafer de görüşünü ona kısmen katılarak verdi.
— Murat haklı. Peki Ali'ye ne demeli? Bu masa kahvenin en önemli iki masasından biri. İnsanlar bizim yanımıza feyiz almaya kendilerini geliştirmeye geliyorlar. Elbette geleni geçeni besleyelim demiyorum ama bu saygıya karşılık olarak ikramda bulunmayacak mıyız?
Beklediği desteği bulmak Murat'ı mutlu etmişti. İki oyuyla beraber bu iş tamam olacaktı.
— Ben bu koşullarda en doğru tercihin Çolak Emin olacağını düşünüyorum.
Hikmet Bey sonunda fikirlerini paylaştı.
— Önemli bir noktayı kaçırdığınız kanaatindeyim. Elbette belirlediğimiz koşulların sağlanması büyük önem arz ediyor. Öte yandan bu masada olmanın, burayı hakketmenin bir ağırlığı var. Çolak Emin kim? Dün neredeydi? Bu adamı üç günde bu masaya davet edersek bu masanın ne ehemmiyeti kalır? Elbette başarılı bir adam. İyi bir oyuncu olacağını ve bu masaya bir gün hakkıyla geleceğini düşünüyorum ama o gün bugün değil. İsterseniz oylamaya geçelim. Ben oyumu Ali'den yana kullanıyorum.
Murat gereksiz bir tartışmaya girmek istemedi.
— Ben iki oyumu da Çolak Emin'e veriyorum.
Murat'ın gülümsemesi Cafer'in cümlesiyle silinip gitti.
— Hikmet Bey haklı. Ben de oyumu Ali'den yana kullanıyorum. Düzeltilebilecek küçük bir kusur varken masamızın kıymetini düşürmek doğru bir tercih olmayacaktır. Hem yandakilere rezil oluruz. Ali'ye bu durumu anlatırız. Alışması için de biraz süre veririz. Eminim bu masaya yakışır bir oyuncu olacaktır.
Beklenmeyen bu beraberliği bozabilecek bir mekanizma daha önce düşünülmemişti. Zaten çoğunlukla bu durumlarda oybirliği olurdu. Çözüm Murat'a lazımdı.
— Ee şimdi ne yapacağız. Beraberlik oldu?
Hikmet sakince cevap verdi.
— Birimiz oyunu değiştirecek. Seni aklı selime davet ediyorum. Temsil ettiğimiz değerleri bir düşün.
— Eş seçiliyorsa bana seçiliyor. Son sözü söylemek benim hakkım olmalı.
— Murat'çığım zaten iki oy hakkın var. Eğer son sözü söylemek istiyorsan ikimizden birini ikna etmen gerekiyor. Ya da...
— Ya dası nedir?
— Gel sen ikinci oy hakkından vazgeç. Eş seçimini de kura ile yapalım. Yoksa bu işin içinden çıkamayacağız. Millete de rezil olacağız. Hepimizin birer oy hakkı olsun. Kura çekerek de masadaki yeni eşleri belirleyelim.
Bu fikre hem Murat hem Cafer şaşırmıştı. Hatta bir an Hikmet Bey bile bu riski aldığına şaşırdı. Kişisel çıkarlardan daha önemlisi masanın kıymetiydi. Bunun için bu riski almaya değeceğini düşündü. Zaten işler istediği gibi gitmezse yine bir yolunu bulup o kurayı tekrar çektirebilirdi. Cafer panikle oyunu Çolak Emin'e kaydırıp kaydırmamak arasında kaldı. Neyse ki Murat herkesi bu sıkıntıdan kurtardı.
— O zaman hayırlı olsun.
Hikmet Bey ayağa kalktı. Kahvehane artık nefes bile almıyordu. Beyaz dumanı bekleyen kalabalıklardan bir farkları yoktu.
— Beyler. Bu masanın yeni bir üyesi var. Ali'yi ilk oyunumuzu oynamak için yeni masasına davet ediyoruz.
Ali masasıyla vedalaşmak istedi ama cümlenin başından sonuna kadar birbirlerine çoktan yabancı olmuşlardı. Sadece kahveciye dönüp "Bugünü bana yaz." dedi. Arkasına bakmadan yeni masasına doğru yola koyuldu. O yoldayken Hikmet Bey iki kırmızı iki siyah taşı kapatıp karıştırmaya başlamıştı bile.
Yorumlar
Yorum Gönder