Kayıtlar

karanlıkta etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mahcubiyet Müzesi

Kapıyı kilitleyip yağmurdan sırılsıklam olmuş paltosunu astı. Aynaya bakıp eliyle saçlarını taradı, üst kata yöneldi. Basamakları çıkarken cebini yoklamak aklına geldi; boş olduğunu fark edince koşarak aşağı indi. Paltonun cebindeydi. Akşam yemeğini yediği restorandan yürüttüğü bir mendil. Tabii o yemekte yalnız değildi; ikincisi olmayacak, başarısız bir ilk görüşme yaşanmıştı. Diğerlerinin yanına koymak için, üzerinde restoranın logosu olan o mendili çıkarken cebine atıvermişti. Mendile tekrar baktı. "Önce kuruması gerekecek," diye düşündü. Yıllar içinde eşyalar arttıkça çalışma masasını salona indirmiş, üst katın tamamını onlara ayırmıştı. Zaten gelen gideni de pek yoktu. O ünlü yazarın kitabını okuduğunda karar vermişti yıllarca birikenleri daha düzenli saklamaya: Hayatında utanç duyduğu her andan bir parça... Düğününde taktığı papyon, Mehmet Hoca ona bağırırken üstünde olan okul önlüğü, üniversitede yağmurun altında beklerken elinde kalan kurumuş çiçek buketi... Eski anı...

Tekerleme

Gece gelen telefon onu bir kalp çarpıntısıyla uyandırdı. Kendine gelip açana kadar telefon kapandı. Saate baktı. Tahmin ettiği kadar geç değildi. Uykuya yeni dalmıştı. ​Bir nefes aldı. Aramaya geri döndü. Duyduğu haber karşısında içinde sanki hiçbir şey olmadı. Sakince telefonu kapattı. Bir bardak su içti. Sakinliğine yakışmayacak bir süre uyuyamadı. Mırıl mırıl aynı tekerlemeyi tekrarlıyordu: ​ Kuzu kuzu me Bin tepeme Hadi gidelim Hacı dedeme

Son Taşıma

Birbirlerine bakarak abdestlerini aldılar. Birinin unuttuğunu diğeri tamamladı. Bu sırada mahallenin bu tanıdık simalarını cami avlusunda her gören bir daha bakıyordu. Hoparlörlerden müezzinin sesi duyuldu; vakit gelmişti. Cemil kısık sesle, “Gelmişken namazı da mı kılsak?” diye mırıldandı. Hakan daha önce olanları düşündü, sonra lafı uzatmadan, “Ben bu imamın arkasında namaz kılmam,” dedi. Mevtanın oğlu bu sözle gerildi: “Abi kılmayacak mısın?” Hakan rahattı: “Cenaze namazını o kıldırmıyor, merak etme.” Bir süre geçti. Cemaat yavaş yavaş camiden çıktı. Başka zaman olsa avludaki tabutu görenler safa dururdu. Ama bu kez bu üçlü ve yanlarındaki tanımadıkları adama bakanlar, dua bile etmeden hızlı adımlarla avluyu terk ettiler. Cemaat tabutun önünde sıraya dizildi. İmam geldi, beklediği kalabalığı bulamamanın şaşkınlığını çabucak üzerinden attı. Birkaç ayet ve hadisle kısa ama içten bir konuşma yaptı. Hakan her cümlede başıyla onu onayladı. Cemil arada Hakan’a uyup başını sallasa da kulağ...

Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?

Gözlerini açtığında başı müthiş derecede ağrıyordu. Dizlerinin üzerindeydi, elleri ise yüksek bir yere bağlanmıştı. Karşısında, köşedeki sandalyeye oturmuş bir adam ona bakıyordu. Gözünü belli belirsiz aralaması bile diğerine yetti; kendine geldiğini anlamıştı. “Konuşacak mısın oğlum?” dedi adam. Bağlı olan kısık bir sesle, “Ne istiyorsun benden, ne olur beni…” diye yalvarmaya başlamıştı ki “Kes. Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye bağırdı diğeri. “Bilmiyorum. Benim böyle taraklarda bezim yok, böyle insanlar tanımam. Bırak beni,” dedi titreyerek. Yüzüne sağlam bir tokat indi. “Kimmiş böyle insanlar? Kimiz ulan biz?” “Abi ben kaçırılacak bir şey yapmadım. Önemli kimseyi de tanımıyorum,” diye karşılık verdi. “Oğlum kıvırma lan. Kimiz biz?” “Bilmiyorum abi, vurma artık nolur.” Adam silahını çekip üzerine doğru yürüdü. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun lan?” Bağlı olan gözlerini kapatarak, “Bilmiyorum abi, nolur. Kimsin?” dedi. Bir anda durakaldı. Etrafına baktı, elindeki silah...

Bir Yılbaşı Hikayesi

Sabah erkenden uyandı. Akşam çocuklar gelecekti. Eşiyle birlikte bütün günü hazırlıklarla geçirecekti. Alışverişi zaten önceden yapmıştı. Çocuklarını, hele torunlarını çok özlemişti. Uzun süredir görüşememişlerdi. Bir küçük ağaç almıştı. Ufak olan çok meraklı diye. Üstünkörü süslemişti, o işlerden pek anlamazdı. Bu sene biraz daha sakindi her yer, o da anlamadı. Halbuki komşularında heyecan bir hafta, belki daha da önceden başlardı. Üstünü sıkıca giydi. Konteynerin kapısını açtı. Soğuk havayı içine çekti.  Bulunabilenleri ziyaret etmek için mezarlığa doğru yola koyuldu.  

Bir Nefes

Saatin tiktaklarına iyice kulak kesildi. Bir kere daha vurduğunda sigarasından derin bir nefes aldı. Küllükte boş bir yer arayıp külü silkti. Sonra bir nefes daha... Düşünmeyi bir süre önce unutmuştu. Bir düzen içinde sigarasını içmeye devam ediyordu. Saat zamanı değil, o anı hatırlatıyordu. Kapıdaki tıkırtıyla kendine geldi. Sigarayı söndürdü ve saatlerdir etrafını saran sisi eliyle dağıtmaya çalıştı. Yabancı bir manzara değildi bu kadın için. Bu sahnede her şey yerli yerindeydi; düzenin bir parçasıydı sadece. “Yine mi?” diye soracaktı ki alacağı cevabı, sonra söyleyeceklerini ve yine duyacaklarını onlarca kez yaşanan örneklerden hatırladı. Çantasını ve paltosunu çıkarıp camları açtı. Sonra iki kahve alıp yanına geldi. Kahvesi gelince duvardaki saate baktı adam.   — Geç kalmışsın. — Otobüs... Cümlesini tamamlamaya gerek bile duymadı. Zaten adamın geç kaldığını fark ettiği de yoktu. Kapının sesini duyduğunda elinde sigarası yanıyordu. Saati duydu, bir nefes aldı. Önündeki bard...

Bozuk Şarap

Arkadan gelen tartışma sesleri, zayıflamakta olan şöminenin belli belirsiz çıtırtısını boğuyordu. Kutlama için kiralanan ev, misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu. Masada bir peynir tabağı, birkaç kraker ve bir şişe şarap vardı. Diğeri, peynirler hazırlanırken çoktan bitmişti. Camın önündeki, birbirine bakan iki koltukta, birbirine bakmayan bir adam ve bir kadın oturuyordu. Birbirlerine, koltuklardan daha uzaktılar. Beklemekten sıkılan adam, kravatını gevşetip koltukta biraz daha yayılmıştı. Son bir araba sesi beklenirken telefon çaldı.   — Nasıl gelmiyoruz abi, ne demek gelemiyoruz? Telefonu açan pencereye yöneldi. Camı araladığında, görünmez bir beyazlığın her yeri kapladığını onayladı.   — Göz gözü görmüyor. Buraya gelmek kimin aklına geldiyse... — Tamam, biz gelip sizi alalım ordan... Onlar evde bekler. Onlar hazırlanırken, kadın ayağa kalkıp pencereye döndü. Sadece kar yağıyordu. Ne olabilir ki? Adam, ağırlaşan havayı sezdi. Koltukta iyice kaykılırken yüzü dah...

İstila

Eve girdiğinde kadını camın önünde, yere oturmuş buldu. Ellerini kucağında kavuşturmuş, sessizce bekliyordu. Elini kaldırmasına kalmadan karşısına oturdu. Bunu isteyeceğini anlamıştı. İkisi de dışarıdan gelen sesleri merak ediyordu. Ama ne kadın bakmaya cesaret edebiliyordu ne de o, kadını tedirgin etmek istiyordu. Boğuk birkaç bağırtı ve koşar adım sesleri duyuldu. İkisi de dışarıdan gelen sesleri merak ediyordu. Kadının ellerini tuttu. Sonra birden terli ellerini çekmek istedi. Kadın sonunda camdan bakmaya cesaret etti. Panikle ayağa kalktı. Dengesini bulmaya çalışırken, hemen uzandı ve kadını tekrar oturttu. Fısıltıyla konuştu: — Korkma. Ben bakarım. Camın önüne yaklaştı, perdeyi hafifçe araladı. — Kimse kalmamış gibi görünüyor. Yakında geçer. Tekrar yerine oturdu. Kadın şaşkınlıkla baktı. — Bunların üstüne yakında geçeceğini mi düşünüyorsun? — Biliyorum. Yakında geçecek. Kadının yüzünü ellerinin arasına aldı. Nabzı bütün vücudunda atıyordu. Başını onun omzuna koydu. Sakinleştirmek ...