Son Taşıma
Birbirlerine bakarak abdestlerini aldılar. Birinin unuttuğunu diğeri tamamladı. Bu sırada mahallenin bu tanıdık simalarını cami avlusunda her gören bir daha bakıyordu. Hoparlörlerden müezzinin sesi duyuldu; vakit gelmişti.
Cemil kısık sesle, “Gelmişken namazı da mı kılsak?” diye mırıldandı. Hakan daha önce olanları düşündü, sonra lafı uzatmadan, “Ben bu imamın arkasında namaz kılmam,” dedi. Mevtanın oğlu bu sözle gerildi: “Abi kılmayacak mısın?” Hakan rahattı: “Cenaze namazını o kıldırmıyor, merak etme.”
Bir süre geçti. Cemaat yavaş yavaş camiden çıktı. Başka zaman olsa avludaki tabutu görenler safa dururdu. Ama bu kez bu üçlü ve yanlarındaki tanımadıkları adama bakanlar, dua bile etmeden hızlı adımlarla avluyu terk ettiler. Cemaat tabutun önünde sıraya dizildi. İmam geldi, beklediği kalabalığı bulamamanın şaşkınlığını çabucak üzerinden attı. Birkaç ayet ve hadisle kısa ama içten bir konuşma yaptı. Hakan her cümlede başıyla onu onayladı. Cemil arada Hakan’a uyup başını sallasa da kulağı pek anlatılanlarda değildi. Melik ise dalgın gözlerle musallada yatanı izliyordu.
İmam malum sorulara geçti. Cemaat daha ilk sorudan bocalamaya başladı. “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Oğlu yüksek sesle, “İyi bilirdik!” dedi. Cemaat mesajı aldı; cevaplar olumlu olacaktı. İkinci soru geldi: “Merhumun sağlığında iyi bir Müslüman, iyi bir komşu, iyi bir akraba olduğuna şahitlik eder misiniz?” Cemil’in sesi avluda yankılandı: “Evet!” Hakan hemen dirseğiyle onu dürttü. İmam gülmemek için nefes aldı. Son talep daha kolaydı. Cemil bu kez hata yapmaktan korktuğu için sadece ağzını oynattı. Doğrusu da buydu; yoksa imamın helallik davetine vereceği cevap “Tabii” olacaktı.
Bu fasıldan sonra Hakan tabutun ön kısmına oğulla beraber geçti, diğerleri ise arkaya. Melik’in uzun zaman sonra ağzından çıkan ilk cümle Cemil’e oldu: “Bütün yük bana kaldı, kaldırsana şunu.”
Arabaya taşıma işi bitince Hakan elini uzattı: “Allah rahmet eylesin kardeşim. Mahallede bir ihtiyacın olursa bize gel. İşin bittiğinde sigaraları getirirsin kahveye. Şimdi acele etme.”
Oğul çekinerek, “Abi defin için de gelemez misiniz? Ben tek başıma indiremem ki arabadan,” dedi. Hakan sıvışmaya hazırlanıyordu ki Melik elini oğlun omzuna koydu: “Hangi mezarlığa götürüyorlar?” “Çok uzak değil abi, bir saate geri dönmüş oluruz.”
Melik’in niyeti belli olunca sessizce herkes cenaze arabasına bindi. Hakan sinirini Cemil’e yöneltti: “Evet ne oğlum? Namaz kılmadın hadi, hiç cenaze de mi görmedin, film de mi izlemedin?” İmam bu kez ön koltukta bıyık altından güldü. Cemil omuz silkti: “Her imam farklı soruyor, ben bilemem ki. Bak bu abi mesela ilk soruyu bir kere sordu. Ben üç diye biliyordum. Bir dahakine hazırlıklı olurum.” Melik ikisine sert bir bakış attı. Mezarlığa kadar başka konuşan olmadı.
Mezarı kazan görevli, “Oğlu hanginiz? Mezara onun indirmesi uygun düşer,” dedi. Oğlu bir an tedirgin oldu. Veda zamanı gelmişti. Tabut açılıp beyaz örtü görününce yüzü sapsarı kesildi. Melik koluna girip destek oldu. Cemil etrafa bakınıp rahatlamaya çalışıyordu. Görevliyle beraber mevtayı mezara indirdiler. Oğul Melik’in yardımıyla geri çıktı.
Cemil sessizliği bozdu: “Bitti mi bizim işimiz?” Arabaya yönelmişti. Şoför merkeze geri döneceğini söylemek zorunda kaldı. Hakan tepki gösterdi: “E nasıl döneceğiz biz buradan?” Oğul bir taksi çağırmayı önerdi. Melik arkadaşlarının patavatsızlıklarına bozulsa da sesini çıkarmadı. Yeni dostunun koluna girip kapıya doğru yürümeye başladı.
Yorumlar
Yorum Gönder