Kayıtlar

gölgede etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Küller, Tozlar ve Bir Vazo

Aynı şeylerden yorulmuş bir adam, bir gün aynı olmayan bir kadını sevdi. ​Öyle sevdi ki; sonra bir ülkeyi, bir milleti, hatta bambaşka bir dini sevdi. Öyle sevdi ki, sevdiği herkes de onu sevdi. Çok. ​İki şey istedi hayatta. Biri, ikiden fazla kişi olmaktı. Olmadı. Birçokları evladı oldu bunun yerine. Bir de sevdiği o ağacın altında yatmayı istedi. ​Olmadı. ​Geride sadece küller kaldığında; sevdiğiyle, içinde hiçbir çiçeğin bitmeyeceği o vazoda yine buluştular. ​Melekler şahit. İnanmazsanız onlara sorun.

Sibirya

eller, benden uzakta, Sibirya'da diyor Dino o kadar değil, çok daha uzakta bilmiyor, soğuk gecelerde onları kimin ısıttığını ben biliyorum

Kaybetme Korkusu

 Mezarlıktan çıktığında kaybetme korkusu tamamen geçmişti.

Ayın Vurduğu Yer

Geceye doğru yatağında doğruldu. Kaç saattir orada yattığını bilmiyordu. Tabak gibi penceresinde beliren ay ışığı odasını aydınlatıyordu. Zaten başka bir şeyin dikkatini çekmesi de pek mümkün değildi. Yatağına oturup saate baktı. Hâlâ çok geç değildi. Havada tek bir bulut yoktu. Çok uğraşmadı. Üzerine paltosunu giydi. Saçını basitçe topladı. Aya doğru yürüdü.  Ya da ayın yere vurduğu yere. Hava soğuk değildi ama pek kimse de yoktu. Bütün enerjisi daha yataktan çıkarken bitmişti. Sahile gelene kadar sıfırı tüketmişti. İlk gördüğü banka oturdu. “Karaoke mikrofonları hâlâ bitmedi mi?” diye düşündü. Esmer adam, rahmetli sanatçıyı mezarında birkaç tur döndürüyordu. Şarkının sahibini zaten pek sevmezdi. O yüzden buna çok da üzülmedi. Bir şarkı daha. Sonra bir şarkı daha... Sesten uzak bir yer arayamayacak kadar yorgundu. Ayağa kalkarsa bu, geri dönmek için olurdu. Sabrının sonu gelip de ayağa kalktığında sesler değişti. Sözler değişti. Bir hatıranın arka planını duymaya başlamıştı şimdi....

Özlemler Mezarda Bitiyor

Sabah uyandığında, son gördüğün rüyanın görüntüsü hâlâ zihnindeydi.   Ne kadar oldu görüşmeyeli?   Saatine kadar bilsen de, sayılamayacak kadar uzun. Sesi, bir iki şakalı sözü kaldı aklında.   Rüyanda gördüğün de bundan fazlası değildi.   Yeni bir şey yok.   Belki gerçekten oldukça uzak, aklında kalan. Dışarıda yağmur sesi.   Yürüyüşün tadını kaçıracak kadar sert.   Ama uyku mahmurluğunu silip atacak kadar güçlü.   Kimler kaldı geride? Gitmek zorundalar mıydı?   Sen gitmesen olur muydu?   Şimdi bir önemi yok.   Pişmanlıkla yapılan her şey gibi, gerçeğin replikası.   Ne yapacağını bilemeyecek bir özlem değil ama ara sıra aklında hepsi. Ömür geçiyor.   Özlediklerin, geride kalanlar hep seninle.   Bundan kaçmaya çalışmak, güzel olan her bir hatıraya haksızlık.   Zaten mümkün de değil.   Özlemler mezarda bitiyor.

Vedalardan Korkmayın

Hayatın içinde, fark etmeden ne çok insanla kesişiyoruz. Mahalledeki fırıncı, otoparktaki görevli, apartmanın güvenliği, iş arkadaşları, dostlar, sevgililer... Birçoğu için—özellikle başta saydıklarım için—düşüncemiz, yokluklarının hayatımızı çok da etkilemeyeceği yönünde. Ekmek güzel olduğu sürece fırıncının bir önemi yok. Park yeri bulabildikten sonra parayı kime verdiğimizin bir önemi yok. İşimi değiştirdiğimde yeni iş arkadaşlarım olurken, öncekilerin en yakınını bile bir gün hiç görmeyeceğim. Dostlar, ne kadar yakın olsalar da seninle mezara gelemezler. Ama bir sabah kalkıp fırının kapalı olduğunu gördüğümüzde ne hissederiz? O ekmek bir yerden yine alınır. Peki dün ekmek alırken fırıncıyı son kez gördüğümüzün farkında mıydık? Duvardaki o yanlış yazılmış tabelaya son kez gülümsediğimizi hiç düşünmedik. Üzerinde “Afiyet olsun” yazan o kağıda sarılı ekmek, elimizi bir daha öyle yakmadı. Belki bir gün bambaşka bir yerden aldığımız ekmeği kağıda saran o fırıncıyı gördüğümüzde, zihnimiz...

Başladığı Yerde

 Günün son ışıkları da kaybolurken, yaşlı adam bu mahalledeki bilmem kaçıncı turuna başlamıştı. Yine, yeniden... Her sabah kalkıp iki vesayetle buraya geldiğinin mahalleli bile farkında değildi. Onlardan biri olmuştu artık. Hava iyice kararırken tekrar sokağa girdi. Üzerinde farklı bir yorgunluk vardı; havaların da ısınmaya başlamasıyla bu seferki yolculuk onu daha çok yormuştu. “Hadi bu sefer,” diye söylendi. Zaman zaman, en istemediği anlarda gelen o his... İşte bu sefer yine gelmişti. Son birkaç adımını zar zor attı ve tüm gücüyle kapıyı yumruklamaya başladı. Perdeleri kapatıp ışıkları yeni yakmış olan genç çift, bir panik içinde kapıya koşturdu. Kapıya geldiklerinde, yaşlı adamı iki büklüm, zor nefes alırken gördüler. Bir an ne yapacaklarını bilemediler. Sokak ise, sanki adamın lehine çalışmak için bomboştu. Yaşlı adam derdini anlatmaya çalışırken sadece kem küm edebildi. Genç adam koluna girip onu içeri aldı. İkisi de “Neyiniz var?” diye sorup durmalarına rağmen, adam cevap ve...

Eksiksiz Malzeme

En ön safta birbirinden uzak üç adam duruyordu. Eskiden böyle değillerdi belki ama bugün, en yakın olmaları gereken anda bile birbirlerine bu kadar uzaktılar. Büyük olan tabuttan hiç ayrılmadı; cenaze arabasına yükleyene kadar hep yanındaydı. Ardından kendi de ön koltuğa oturdu. Diğerleri köşe kapmaca oynar gibi son görevlerini yerine getirdiler. Böylece biraz daha yaklaşmışlardı. Bundan sonra kalacağı yere koymak da büyük olana düştü. Arabadan indirirken de babasını bırakmamıştı. Sırayla küreği aldılar. Bu oyunları oynamaya yıllarca o kadar alışmışlardı ki herkes bilmesine rağmen üç kardeşin yıllardır konuşmadığını kimse kanıtlayamazdı. Bu görevi de tamamladıktan sonra gelenleri ağırlamak için baba evine gittiler. Burada da her biri başka bir işle meşguldü. Büyük olan hocayı almaya gitti, ortanca gelenleri karşılayıp taziyeleri kabul etti, küçük olansa yemek ve çay servisiyle uğraştı. "Yine hizmet etmesi bana kaldı," diye düşündü. Evde herkes kendi köşesine çekilmişti. Sanki...

Zoraki Performans

Son bir iç çekti. Gözlerini sildi, ardını dönüp evden çıktı. Parasını peşin almıştı. Eve dönerken “Bugün de karnım doydu… biraz daha et koysalardı.” diye düşündü. Eve girer girmez gözlerine damla attı. Yeni müşteri var mı diye telefonunu kontrol etti ama ne arama ne mesaj vardı. Biraz sosyal medyada dolandı. Belki bir fırsat çıkar diye düşündü. Bu iş artık günlük hayatının bir parçası olmuştu. İş yerindekiler, “cenazem var” deyip erken çıkmasına başta şaşırmışlardı. Ama işler yetiştiği sürece ses etmemeye başladılar. Bunun bir bahane olduğunu kabullenmişlerdi. Oysa yalan söylediği yoktu. Cenazeler onun profesyonel işiydi. Bir seferinde yakın arkadaşına “bir nevi oyunculuk” demişti. Birçok insanın duygularıyla hemhal oluyordu artık. Birkaç seferden sonra ağlamaya başlamak için zorlanmıyordu. Uzun süre bekledi, ama kimseden haber gelmedi. “Öğlen camiye giderim.” diye geçirdi içinden. Sabah telefonun sesiyle uyandı. Boğazını temizlerken “Bugünün işi de çıktı.” dedi. Ekrana baktığında aray...

Pencereye Yaslanma

Salon sessizdi. Konuk koltuğundaki yaşlı kadın geçmişi anlatırken aniden perde aralandı. Perdenin ardında, top sakallı şarkıcı belirdiğinde Selma birazdan olacakları anladı. Yılların yükü ve hiç yaşanmamış bir aşkın izleri gözlerine doldu. Üniversiteye gitmek üzere yola çıktığı o güne gitti zihni. Yanında dostu Vlado sessizce bavulunu taşıyordu. Kalabalığın arasında yalnızca ayak sesleri ve bavulun ara ara taşlara çarpışı duyuluyordu. Selma’nın içinde yeni hayatının merakı; Vlado’da ise henüz söyleyemediği kelimelerin telaşı vardı. Tren garında sessizliği ilk bozan Vlado oldu: — Vitaminlerini almayı unutma. Selma hafifçe gülümsedi. Kara trende kompartımanını buldular, bavul yerleştirildi. Sonra sıkıca sarıldılar. Camdan dışarı baktığında hâlâ oradaydı. Bir şey söyleyecek gibiydi. İçinde biriken cümleleri toparlamaya çalıştı. Olmuş ve olacak bir çok şey o an aklından geçti . Tam cesaretini toplamıştı ki demir tekerler sarsıldı, tren hareket etti. — Selma!   Bütün gücüyle bağırd...

Silinmek

Kadın elini çekti.   Adamın kolu, bir yumruyla bitti.   Utançla yüzünü çevirdi adam; kadının güzel gözleri yok oluverdi.   Adam giden ellerine baktı—kadının saçları silindi.   “Yetmez mi?” dedi adam.     Ağzının yerini deri kaplarken, kadının kulakları da gidiverdi.   Adam döndü, uzaklaştı.   Kadın bankta kalakaldı.   Başka bir adam gülümsedi; kadının ellerini tuttu:     — “Sana yardım etmemi ister misin?”   Kol kola yürümeye başladılar.   Kadın tamamlanıyordu.

Yürüyüş

Gelen dalgaların sesi, havaya rağmen içini ısıtıyordu. Rüzgârın uğultusu, kendi düşüncelerini bile duymasına engel oluyordu. Arada sert gelen dalgalardan uçuşan damlalar yüzüne geliyor, belli belirsiz dudaklarını ıslatıyordu. O bilindik tuzlu tat içten içe hoşuna gidiyordu. Ayakları kendi kendine gidiyor, önüne bile bakmıyordu. Zaten yolun her bir kıvrımını biliyordu. Bu yolu yıllardır yürüyordu. Her mevsiminde ayrı güzeldi ama kimseler yokken başkaydı. Bu sırada birileri olduğunda da güzel olabileceğini hissetti. Başını hiç çevirmeden yanına baktı. O yanındaydı. Gerçekten birileri varken de bu yol güzeldi. Birden adımları yavaşladı. Ona baktı. — Hiç bir sahili baştan sona yürüdün mü? O fark etmedi. Belki de artık sessiz yürüyüşlerine alışmıştı. Duraksadı ve tekrar sordu. — Hiç bir sahili baştan sona yürüdün mü? Bu sefer duydu. Belki de sadece yürümediğini fark etti. Yüzüne baktı. — Burada yürüyoruz ya. Daha önce bu kadar yürüdüğümü sanmıyorum. Şaşırmıştı. İlk defa yürürlerken durmuş, ...