Gözlerini açtığında başı müthiş derecede ağrıyordu. Dizlerinin üzerindeydi, elleri ise yüksek bir yere bağlanmıştı. Karşısında, köşedeki sandalyeye oturmuş bir adam ona bakıyordu. Gözünü belli belirsiz aralaması bile diğerine yetti; kendine geldiğini anlamıştı. “Konuşacak mısın oğlum?” dedi adam. Bağlı olan kısık bir sesle, “Ne istiyorsun benden, ne olur beni…” diye yalvarmaya başlamıştı ki “Kes. Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye bağırdı diğeri. “Bilmiyorum. Benim böyle taraklarda bezim yok, böyle insanlar tanımam. Bırak beni,” dedi titreyerek. Yüzüne sağlam bir tokat indi. “Kimmiş böyle insanlar? Kimiz ulan biz?” “Abi ben kaçırılacak bir şey yapmadım. Önemli kimseyi de tanımıyorum,” diye karşılık verdi. “Oğlum kıvırma lan. Kimiz biz?” “Bilmiyorum abi, vurma artık nolur.” Adam silahını çekip üzerine doğru yürüdü. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun lan?” Bağlı olan gözlerini kapatarak, “Bilmiyorum abi, nolur. Kimsin?” dedi. Bir anda durakaldı. Etrafına baktı, elindeki silah...
Birbirlerine bakarak abdestlerini aldılar. Birinin unuttuğunu diğeri tamamladı. Bu sırada mahallenin bu tanıdık simalarını cami avlusunda her gören bir daha bakıyordu. Hoparlörlerden müezzinin sesi duyuldu; vakit gelmişti. Cemil kısık sesle, “Gelmişken namazı da mı kılsak?” diye mırıldandı. Hakan daha önce olanları düşündü, sonra lafı uzatmadan, “Ben bu imamın arkasında namaz kılmam,” dedi. Mevtanın oğlu bu sözle gerildi: “Abi kılmayacak mısın?” Hakan rahattı: “Cenaze namazını o kıldırmıyor, merak etme.” Bir süre geçti. Cemaat yavaş yavaş camiden çıktı. Başka zaman olsa avludaki tabutu görenler safa dururdu. Ama bu kez bu üçlü ve yanlarındaki tanımadıkları adama bakanlar, dua bile etmeden hızlı adımlarla avluyu terk ettiler. Cemaat tabutun önünde sıraya dizildi. İmam geldi, beklediği kalabalığı bulamamanın şaşkınlığını çabucak üzerinden attı. Birkaç ayet ve hadisle kısa ama içten bir konuşma yaptı. Hakan her cümlede başıyla onu onayladı. Cemil arada Hakan’a uyup başını sallasa da kulağ...
Yeni dinmiş yağmurun ardından uçaktan iniyorum. Rotam çoktan belli, buradan sonra ne yapacağımı adım adım biliyorum. Durağa ilk gelen ben değilim. Birkaç kişi daha geldikten sonra kel bir adam bize doğru geliyor. Rus aksanını andıran ama daha yumuşak bir tonda konuşuyor: "Don't wait for the bus, I have a minivan. Same price." En iyi ihtimalle korsan taksi olan bu adamın davetine icabet etmek bir yana, kimse cevap bile vermiyor. Adam bu sefer biraz daha yaklaşıyor. Sıranın başındaki kadından istediği cevabı alamayınca bozulmuş olacak ki tekrar uzaklaşırken bağırıyor: "Bus is not free you idiot! Idiots waiting for the bus." Telefonunu çıkarıp görüntülü konuştuğu kişiye biraz bizden bahsediyor. Ses tonundan, "çetnik" kelimesinden ve her gittiğim ülkede ilk öğrendiğim o önemli sözcüklerden ne kadar sinirli olduğunu anlayabiliyorum. Gruptaki başı örtülü bir kadın, konuşmak için sıranın başındakine doğru gidince adam tekrar geliyor: "Don't talk to h...
Yorumlar
Yorum Gönder