Ölüler ve Anılar

 Bir insanın ölümü, onun anılarımızda yaşamasını sağlıyor. Peki ya biz ölünce?

Gidenlerin birçoğunu son kez gördüğümü dahi bilmiyordum. Her zamanki gibi vedalaştım onlarla. Hatta bazılarıyla vedalaşmadım; veya keşke vedalaşmasaydım dedirtecek daha kötüleri...

Onlar gittiğinden beri, içinde birden fazla kahramanı olan anılar zaman zaman yeniden gündeme geliyor; özellikle ortak tanıyanlarla bir araya gelince. Herkesin içinde bir burukluk olsa bile bu anlatılar yüzlerde hep bir gülümseme bırakıyor. Ölümü hatırlamanın hüznü ile onu gündelik hayatın içinde her seferinde unutmanın verdiği o insani rahatlık birbirine karışıyor.

Öte yandan, bazı anılar var ki sadece bir zamanlar hayatta olan biriyle benim aramda. Ben anlatmadığım sürece sadece benim kadar yaşayacak olan hatıralar... İyisiyle kötüsüyle tamamen bana bağlılar. Belki birileri duysa, gidenlere dair görüşlerini kökten değiştirecek türden hikâyeler...

Geçenlerde bir not düşmüşüm kenara: "İki ölü insanın anısı, yaşayanlara kalır."

Peki bütün kahramanlar öldüğünde o hikâyeler de kayıp mı olur? Onların arasında yaşananlar başkasına aktarılmadıysa hiç yaşanmamış mı kabul edilir?

Sanırım hayır. Başkaları bilmese de, anlatılmasalar da o anılar kalbimizde var oldukça, attığımız her yeni adımın, kurduğumuz her yeni cümlenin görünmez bir parçası olmaya devam ediyorlar. Biz taşıdığımız sürece hiç yaşanmamış olamazlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?

Son Taşıma

Bir Otobüs Yolculuğu